İlim havzası olan Çokreşi karyesinde bir Sünnet müdafii: Şeyh Şahabettin Efendi

Şark memleketinin büyük üstadı Şeyh Esad hazretlerinin ilim merkezi olan Çokreşi köyü, Şeyh Şahabettin Efendi gibi bir zat-ı ekmelin medresesinin feyzine mazhar olmuştur. Bu köy yaklaşık iki asra yakın ulema kervanına konaklık etmiş emektar bir köydür. Elbette ki bu köy sadece Erzurum çevresine değil belki Doğu-Güneydoğu bölgelerini ilim meşalesiyle aydınlatmıştır.

Şeyh Esad’ın ilmi mirasının gölgesinde yetişen oğulları Seyda Fahrettin, Seyda Bedrettin ve Seyda Şehabettin Efendi, toplumlarına insanlık değerlerinin taşınmasına örneklik ve öncülük etmişlerdir.

Seyda Fahrettin ile kardeşi Seyda Bedrettin genç yaşlarında dar-ı dünyadan ahirete irtihal ediyorlar. Onların ve babaları Şeyh Esad’ın ilim ve takva yolunu takip eden üçüncü oğul Seyda Şeyh Şehabettin ise ailenin riyasetine geçer, bütün yöre halkının maddi manevi problemleriyle ilgilenerek ağır bir yük altına girer.

Seyda Şeyh Şehabettin, 1902 yılında Erzurum’un Karayazı ilçesine bağlı Çokreşi (Erenler) köyünde tevellüt etmiştir. Bu zat, kalbinde sürekli Allah korkusu taşıyan ve sünnete bütün hayatı ile bağlı biriydi.

İlim tedrisatı esnasında sürekli takva ile ahlakı tavsiye ederdi. Memlekette onun ahlaki yapısında nadir insan bulunurdu; tevazu, sünneti yaşamsallaştırmada süreklilik, hakta kararlılık, temel karakterleri idi. Yöre halkı arasında sulh ve miras davalarında adeta bir sivil şeriat mahkemesi görevi görürdü. Toplumsal barışı ve sosyal hizmetlerdeki fedakarlığına yöre halkı şahittir.

Tarihin şahitlik ettiği sosyal hizmetlerinden birine örnek olarak Ağrı’nın Eleşkirt ilçesine bağlı Bölükbaşı köyünün yayla yolunu köylülere rica ederek yaptırması ve hatta bizzat kendisinin de aralarında çalışarak toplum hizmetine fedakârlık göstermesi verilebilir. Aynı köyde büyük bir medrese inşa ederek ilim talebeleri yetiştirme gayreti ortaya koymuştur. Yöre köylerinde de çok sayıda cami yaptırıyor, arazi meseleleri nedeniyle oluşan anlaşmazlıklarda sulh mercii ve şeriat kadısı olarak yer almıştır.

Şeyh Şahabettin Efendi, tüm Erzurum ve Ağrı yöresi halkınca kendisine gösterilen büyük sevgiden dolayı “Baba Hazretleri” olarak anılmıştır. Hatta Iğdır’da askerlik görevini yaptığı sırada gördüğü bir rüya üzerine izne ayrılır ve Çokreşi köyü yakınlarındaki Ağaçlı köyünün camisini, rüyasının tabiri üzerine yeniden inşa etmiştir.

Bu örnek zat, toplumunda bir adalet mercii ve bir baba olarak kabul edilirken yörenin egemen bidat ehli ile dini rant teknesine dönüştüren bazı çevreler tarafından karalanmak istenmiştir. Şeyh Şahabettin Efendi, Ebu Zer El-Gıfari’ce bu zalim odakların haksız kazanç elde etme çabalarına ve Sünnet-i Seniyye’ye aykırı davranışlarına karşı mücadele etmiştir.

Günlerini ilmi, Sünnete riayeti, takvası ve mütevazi yaşamıyla talebelerine, bölgesine ve aile efradına örnek olmakla dolduran Şeyh Şahabettin, gecelerini de teheccüd namazları ve yakarışlarla geçirirdi. Günlük sofrasında asla yemek seçmezdi, önüne geleni hamd ederek sevinçle yerdi. Cömertliği çevre halkı arasında meşhurdu. Fakir komşuları maddi sıkıntılarında ona gider dertlerini anlatırlardı. Şöhrete son derece karşıydı, öyle ki oğullarının o zamanın taş evlerinde oluşan hasarları onarıp restore etmelerine dahi izin vermemiştir.

Hatta Şeyh Şahabettin’in, bir oğlunun evini yenileme talebine; “Peygamberimiz (a.s.) nasıl bir evde yaşamış ise ben de onun mübarek menziline benzer tarzda bir evde yaşamama izin verin bari.” cevabını verdiği rivayet ediliyor. Öyle ki dar-ı bekaya göçüne kadar deve sırtı, eski yapı bir odada hayat yaşadı.

Kur’an’a ve Sünnet çerçevesinde Rıza-i İlahi’ye uygun bir hayat yaşamayı ve toplum inşa etmeyi hedefleyen Şeyh Şahabettin, sohbetlerinde daima Selef-i Salih’in hayatından örnekler verir, Sahabe-i Kiramın muharebelerini heyecanla anlatır, kalplere etki ederdi.

Şahabettin Efendi, İslam’ın esasını oluşturduğunu daima salık verdiği tefsir, hadis ve fıkha fazlasıyla ehemmiyet gösterir, öğrencilerine de bu ilim dallarını tavsiye ederdi.

Her daim hayatını Allah yolunda şehadet şerbeti içerek feda etmek için dua eden Şeyh Şahabettin Efendi, Sahih-i Müslim’de geçen ve Sehl Bin Huneyf’in Hazreti Resulullah’tan rivayet ettiği şu Hadis-i Şerif’e vakıftı:

“Her kim gerçek niyetle Allah’tan şehadet dilerse, yatağında ölse bile Allah onu şehitler mertebesine ulaştırır.” (37/1321)

Şeyh Şahabettin vefat günlerine yakın, mide ağrısı şikayetiyle yataklara düşer. Bir süre sonra müsaadesi alınarak doktora götürülür ve tedavi edildikten sonra evine geri döner. Ancak uzun sürmeyen bu şifa günleri yeniden ağrıya dönüşür ve hazret bir kez daha yatağa düşer.

Seyda hazretlerine hastalığı süresince çok sayıda ziyaretçi kabul edilir. Namaz ve ibadetlerini, hatta nafile namazlarını dahi ağrısına rağmen aksatmazdı. Bir gün ziyaretçilerinin olduğu bir anda oğullarından biri ayaklarına çoraplarını giydirirken, ayaklarını sallar ve izin vermez. Ziyaretçilerden biri, oğlunu “heyhat, Seyda sekerat anında bile sünnete ittiba ediyor. Önce sağ çorabını giydirmesini istiyor.” diyerek uyarır ve bunun üzerine önce sağ çorabının giydirilmesine izin verdiği görülmüştür.

Vefat gününde etrafında oturan alimlerden biri, “Üstadım keşke Kelime-i Tevhid’i getirdiğinizi duysak da mutlu olalım.” diyerek telkinde bulunur. Seyda Hazretleri de gözlerini açarak, “Ne demek, bir mümin nasıl olur da Tevhidsiz bu dünyadan gider der?” diye sorar. O an ulema Seyda’nın cesaretine hayran kalır.

Bölge halkına ilmiyle amil bir şekilde hizmet eden Çokreşi karyesinin büyük üstadı Şeyh Esad El-Çokreşi’nin mahdumu Şeyh Şahabettin Efendi, 4 Temmuz 1986 Çarşamba sabahı abdest alıp kuşluk vakti sünnetini eda ettikten sonra ruhunu yüce Rabbine teslim etmiştir. Naaşı, binlerce insanın katılımıyla kılınan cenaze namazının ardından babası Şeyh Esad’ın Çokreşi köyündeki türbesine defnedilmiştir.

Şeyh Şahabettin Efendi’ye Allah rahmet eylesin, bizleri de o ve onun gibi Kur’an ve Sünnet ehli ulemanın, Selef-i Salih’in ve Hazret-i Resulullah’ın yoluna nail eylesin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir