İmam Şafii ve Ehl-i Beyt sevgisi

“Kur’an-ı öğrenen değer kazanır,

Fıkıhtan konuşanın kadri yükselir,

Hadis yazanın delili güçlü olur,

Dilde usta olanın tabiatı incelir,

Hesabı (matematik) iyi bilen geniş görüşlü olur,

Nefsini korumayanın ilmi ona fayda etmez.”[1]

İslam dünyasının en yaygın fıkhi mezheplerinden biri olan Şafiiliğin kurucusu İmam Muhammed bin İdris eş-Şafii, ilmi, fesahati, belagati ve takvası nedeniyle “Çağın Alimi”, “Nasir’ul Hadis”, Kureyş’in İmamı, “el-İmam’ul Müceddid” ve “Fakih’ul Mille” isimleriyle tanımlanmıştır.[2]

Kur’an’ın hükümlerini fıkıhta doğru delil edinen ve sünnete bütün ruhu ile bağlı olan, keza fıkhi içtihatlarını da bu çerçevede temellendiren büyük müçtehit İmam Muhammed bin İdris eş-Şafii, ne yazık ki ülkemizde son dönemde bilhassa hadis düşmanlarınca bir hurafe babası olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır.

Ancak İmam Şafii, metodolojik olarak fıkhını, ilmi, teknik ve güçlü delillerle tesis etmiş, akıl ve düşüncesi ile sadece Bilad-i Şam ve Mezopotamya coğrafyalarında değil tüm İslam dünyasında nam ve şöhret kazanmış bir alimdir.

Netice itibarı ile sünnete bağlılığı ile meşhur olan, Ehli Sünnetin büyük imamı Ebu Abdullah eş-Şafii, içtihadında da sünnetin mirasçılarından olan Ehlibeyt hanedanına aşkı ve sevgisi ile mezhep imamlarının arasında kendine has özel bir yere sahiptir. Biz de İmamın bu husustaki duruşunu mümkün mertebe yalın bir şekilde, çok yorum katmadan ve ayrıntıya boğmadan yazımızda işlemeye çalışacağız.

Ehlibeyte ve sevenlerine yönelik baskının şiddetini arttırdığı bir dönemde İmam Şafii, adeta güç sahiplerine meydan okurcasına Ehlibeyte olan bağlılığını Divanı’nda yazdığı bir şiirle şöyle haykırmıştır:

أعلمتم أن التشيّع مذهبي * إني أقول به ولست بناقض

إن كان رفضاً حبّ آل محمد * فليشهد الثقلان أني رافضي

“Hakikat şu ki, ben halifenin aleyhine çalışmamışım, Rafızî de değilim.

Ancak eğer Âl-i Muhammed’i sevmem Rafızilik ise, iki cihan şahit olsun ki ben Rafızî’yim.”[3]

İmam, ayrıca Ehlibeyt sevgisinin fıkhi boyutlarını da incelemiş ve tahiyyattaki salavatta Ehlibeytin zikredilmemesi durumunda namazın batıl olacağı kuralını koymuştur.[4]

Ehlibeyte salavat konusu, fıkhi bir ilke olarak Şafii içtihadında yer almanın yanı sıra İmamın şiirlerinden birine de şu şekilde yansımıştır:

يا آلَ بيتِ رسولِ اللهِ حبكمُ * فَرْضٌ مِنَ اللَّهِ في القُرآنِ أَنْزَلَهُ

كفاكم منْ عظيمِ الفخرِ أنَّكمُ * مَنْ لَمْ يُصَلِّ عَلَيْكُمْ لا صَلاة َ لَهُ

“Ey Resulullah’ın Ehlibeyti, sizin sevginizi Allah, indirdiği Kur’an’da farz kıldı

Size salat etmeyenin namazının kabul edilmemesi, iftiharın en büyüğü olarak yeter.”

Öte yandan İmam Şafii’nin Ehlibeyt bağlılığı kimilerince eleştirilmiş, hatta bundan dolayı Yahya bin Muin gibi bazı alimler tarafından Şiilikle itham edilmiştir. Ancak Yahya bin Muin’in bu ithamına şiddetle karşı çıkan İmam Ahmet bin Hanbel, “İmam Şafii, Ehl’ul Bağyye (isyan ehline) savaşla karşılık verilmesini savunan ilk imamdır.” sözleriyle Şafii’nin bu noktada maruz kaldığı eleştirileri reddetmiştir.

İmam, Ehlibeyt sevgisi yüzünden yaşadığı dönemde birçok eleştiriye ve zulme maruz kalmış bu sevgisinden mütevellit, dönemin devlet yöneticilerinden gördüğü baskılarla bir hayli yıpranmıştır. Buna rağmen bir gün kendisine Hz. Ali ile ilgili sorulan bir soruya da şöyle cevap vermekten geri durmamıştır:

إنّا عبيدٌ لفتى * أُنزل فيه (هل أتى)
إلى متى أكتمه؟ * إلى متى؟ إلى متى؟

“Biz kölesiyiz hakkında ‘Hel Etâ’nın[5] indiği ‘Fetâ’nın (gencin)…

Ne zamana kadar gizleyeyim bu gerçeği? Ne zamana kadar ne zamana?”

Öyle ki, İmam Şafii’nin, Şiilikle itham edildiği dönemde, Abbasi Halifesi Harun Reşit’in emriyle cezalandırma amaçlı herhangi bir bineğe bindirilmeden Yemen’den Bağdat’a yayan getirildiğine ilişkin rivayetler varit olmuştur.

İyi bir fıkıh alimi olmanın yanında iyi bir de şair olan İmam Şafii, “Eğer âlimleri küçük düşürmeseydi şiir, ben bugün olurdum Lebîd’den[6] daha şair.” ifadeleriyle şiirdeki tüm maharetlerini de ortaya koymadığını ima etmiştir.

Üstün takva sahibi İmam, fıkhının anlaşılmasına yardımcı olması açısından son derece güçlü olan edebi yönünü de kullanmış, beliğ ve fesih bir şair olarak tebarüz etmiştir.

Bu arada dikkatle incelendiğinde İmam Şafii’nin, başta döneminin Abbasi Halifesi Harun Reşit olmak üzere devlet ricalinin bütün baskı ve tehditlerine rağmen Ehlibeyt konusundaki hassasiyetini Divan’ında cesur ifadelerl işlediği göze çarpmaktadır:

إذا في مجلسٍ نذكرُ علياً * وَسِبْطَيْهِ وَفَاطِمَة َ الزَّكِيَّة

يقالُ تجاوزوا يا قومُ هذا *    فَهَذَا مِنْ حَدِيثِ الرَّافِضيَّة

بَرَئْتُ إلَى المُهيمن مِنْ أنَاسٍ * يَرونَ الرَّفْضَ حُبَّ الفَاطِميَّة

“Bir ortamda Ali’den, iki oğlundan ve pak Fatıma’dan söz ettiğimizde

‘Ey insanlar Rafızilerin söylemlerini bırakın’ deniliyor

Oysa Fatıma’nın sevgisini Rafızilik olarak gören insanlardan beri olduğumu ilan ettim”

İmam Şafii’de Ehlibeyt sevgisi, tabii sevgi ve iman sevgisi şeklinde tezahür etmiş, bu iki sevgi türünü de tüm açıklığıyla söylemlerine, eylemlerine ve hayata bakış açısına yansıtmıştır. İmam Ehlibeyt efradına özel bir sevgi göstermiş, bu sevginin aynı zamanda ubudiyet boyutu taşıdığını ifade etmiştir.

ولمّا رأيتُ الناس قـد ذهبت بهم * مذاهبُهم في أبحرِ الغيِّ والجهلِ

ركبتُ على اسم الله في سفن النَّجا * وهم آلُ بيت المصطفى خاتمِ الرُّسْلِ

وأمسكتُ حبلَ الله وهو ولاؤهم * كما قد أُمِرنا بالتمسكِ بالحبلِ

إذا افترقَت في الدين سبعونَ فِرقةً * ونَيفاً، كما قد صَحَّ في مُحكم النقلِ

“Mezheplerinin insanları günaha ve cehalete sürüklediğini gördüğümde

Al-i Beyti Mustafa olan Necat gemisindeki Allah’ın ismine tutundum

Allah’ın ipine tutundum ki o da Al-i Beyti Mustafa’ya bağlanmaktır.

Tıpkı emir olunduğumuz gibi.

Muhkemi nakilde buyrulduğu gibi, din 70 küsur fırkaya ayrıldığında

O fırkalardan birinin dışında hiçbirinin kurtuluşu mümkün değildir.”

İmam Şafii’nin Ehlibeyt sevgisi yukarıdaki beyitten de anlaşılacağı üzere, basit değildir. İmam, bu sevginin Kur’anî delillerle ümmetin üzerinde farz olduğunu vurgulamış, hadisten yola çıkarak da Ehlibeyti kurtuluş gemisine benzetmiştir.

Kur’an’da geçen Nuh’un gemisinin Allah zikri ve ismi ile hareket ettiği sabitesini ve hadiste açıkça belirtilen Ehlibeytin yolunun, Hz. Nuh’un gemisine benzetilmesi durumunu şiire döken İmam Şafii, Hz. Resulullah’ın ailesine tabiiyyetini teyit etmiştir.

Tevhid ilkesinden ödün vermeyen İmam Şafii, Ehlibeyt sevgisini metaforik anlamıyla Allah ile arasına bir nevi vesile kılmış, Ehlibeyte bağlılığı kelimenin tam anlamıyla ibadet ve kurtuluş vasıtası addetmiştir. İmam, bu konudaki görüşünü de şu dizelerle dile getirmiştir.

آلُ النبيِّ ذريعتي * وهُمُو إليْهِ وَسِيلَتِي

أرْجُو بهمْ أُعْطَى غَداً * بيدي اليمين صحيفتي

“Al-i Nebi vasıtamdır benim, onunla tevessülde bulunurum.

Hem onlarla rica ederim ki yarın kitabım sağ elime verilsin”

İmam, hayatları egemen güçler tarafından tamamen terörize edilmiş Ehlibeyt imamlarını ve Peygamber ailesini sevmenin necat vesilesi olduğuna vurgu yapmış, Müslümanları Hz. Resulullah’ın evlatlarının izinden gitmeye teşvik etmiştir.

 

فقُل لي بها يا ذا الرجاحةِ والعقلِ

أفي فرَق الهُلاّكِ آلُ محمدٍ * أم الفرقة اللاتي نجت منهمُ؟ قُل لي

فإن قلتَ: في الناجين، فالقولُ واحدٌ * وإن قلتَ: في الهُلاّك، حِفتَ عن العدلِ

إذا كان مولى القوم منهم فإنني * رَضِيتُ بهم ما زالَ في ظلّهم ظلّي

فخَلِّ عليّاً لي إماماً ونسلهُ * وأنت من الباقين في سائرِ الحِلِّ

Ey akıl ve rüçhan sahibi sen bana söyle;

Muhammed’in âlinin bulunduğu fırka helak olur mu, yoksa onlarsız bir fırka necata kavuşur mu? Söyle bana.

Eğer kurtulanları söyleyecek olursan, o söz tek sözdür. Helak olanları söyleyeceksen adaletin hakkını vermemiş olursun.

Kavmin köleleri onlardansa ben, gölgeleri gölgemle olduğu için onlardan razıyım.

Ali’yi ve neslini bana İmam olarak bırak, sen diğerleriyle çözümüne bak…

 

Ancak İmam Şafii, döneminde kendisine yöneltilen ithamların aksine, İslam ümmeti içerisinde sonradan ortaya çıkan birtakım sapkınların yolunda gitmemiş, bilakis sünnete bağlığını artırmış, ifrat ve tefrit girdabına düşmemiş, ölçüyü kaybetmemiş, abartısız, safi ve takva üzerine bir sevgi ve bağlılık çerçevesinde kalmıştır.

İmamın izlediği bu temiz ve nezih çizgi onu Ehli Sünnetin hidayet rehberlerinden biri haline gelmesine katkı sağlamıştır.

Yüce Allah’tan kendisine rahmet dilediğimiz, Sırat-ı Müstakimin hidayet önderlerinden olan bu büyük İmamın bir şiiriyle yazımızı sonlandıralım:

ولما قسا قلبي وضاقت مذاهبي * جعلت رجائي نحو عفوك سُلّما

تعاظمني ذنبي فلما قرنته بعفوك * ربي كان عفوك أعظما

فما زلت ذا عفو عن الذنب لم تزل * تجود وتعفو منة وتكرما

فإن تنتقم مني فلست بآيس * ولو دخلت نفسي بجرم جهنما

ولولاك لم يغو بإبليس عابد * فكيف وقد أغوى صفيك آدما

وإني لآتي الذنب أعرف قدره * وأعلم أن الله يعفو ترحما

“Kalbim katılaştığında tüm yollarım daraldığında,

Ricamı sana ulaşan bir merdivene dönüştürdüm.

Koca günahlarımı affınla karşılaştırdığımda affının azameti karşısında,

İyice küçüldü Rabbim sen hala af sahibisin cevadın ve kereminle.

Affedersin minnetle, benden intikam alırsan umutsuz değilim Allah’ım.

Nefsim işlediği cürümlerle cehenneme girse bile sen izin vermeseydin

Ya Rabbim İblis bir kul olarak nasıl isyan ederdi, sâfin Âdem sana nasıl

İsyan edebilirdi ki? Ben sana geliyorum Allah’ım. Günahlarımın

Ölçüsünü bildiğim halde biliyorum ki Allah rahmetiyle affeder.”


[1] BKZ. Siyeru A’lami’n-Nubela, İmam Şafii Babı C.10 S.24

[2] BKZ. Siyeru A’lami’n-Nubela, İmam Şafii Babı C.3 S.236

[3] BKZ. İmam Şafii Divanı ve Tac’ul Arus Şiilik Maddesi, C.18, S. 354

[4] BKZ. El-Umm, İmam Şafii, C.2- S.192

[5] İnsan Suresi 1. Ayet

[6] Lebid bin Rebia: Mekke’nin önde gelen şairlerinden, Hz. Resulullah’ın sahabesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir