Hz. Resulullah’ın mübelliğ olma durumu ve cerh ve tadil ilmine kısa bir bakış
Nebi-Peygamber, Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etmesi ile mükellef olunmamış şahsiyet, Resul-Peygamber ise aldığı vahyi tebliğ etmesi ile memur kılınmış kişidir. Bu minvalde iki kavram arasında bağlantı vardır. Yani her resul aynı zamanda nebi de sayılır ancak her nebi, resul değildir. Hz. Muhammed’in (a.s) sair peygamberlerden farkı ise tüm alemlere ve beşere gönderilmiş olmasıdır. (Sebe 28) Bunun için Hz. Muhammed’in (a.s) mübelliğ olması üç esas ile sabittir:
1. Kavli: Yani söylemleri ile vahiy bire bir tebliğdir.
2. Fiili: Vahyi bizzat yaşayarak örnek olmasıdır.
3. İkrarı: Açıklayıp insanlara izah etmesidir.
Bu her üç esastan bir tanesinin eksik olması bakımında tebliğin eksik yapıldığı anlamına gelir. Böyle bir durumun olması da söz konusu olamaz.
Bu bağlamda yüce Allah, Hz. Resul-i Ekrem’in hayatının herkese örnek olmasını emretmiştir. Yukarıdaki üç esasın birinci esasını bize emreden ayet şöyledir: ”Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah’tan korkun.” (Haşir 7)
İkinci esasın bağlı bulunduğu ayet şöyle: “And olsun ki sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resulü’nde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)
Üçüncü esası destekleyen ayet ise şöyledir: “Ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır.” (Necm 3)
Şeyhülislam İbni Teymiyye de bu bağlamda, Hz. Muhammed’in (a.s) bi’set (nübüvvet öncesi) öncesi ahlaki yapısının bile insanlık için model olduğunu ifade ediyor. Yani bütün hayatı insanlık için bir örneklik teşkil ediyor. Zira Resulullah (a.s.) peygamberliğinden önce de toplumunun örnek insanıydı. Ahlakı, dürüstlüğü ve sürekli tefekkür aleminin ulvi nizamı engin tasavvuratı ile meşgul olması bakımından içindeki toplum için bir rol model idi. (Mecmu’ul Fetava li-İbni Teymiyye c.18. s.9)
Buna istinaden Resulullah’tan (a.s.) varid olan hadisler titizlikle bulunduğu asırdan itibaren koruma altına alınarak İslam’ın ikinci kaynağı olarak günümüze kadar uzanmıştır. Muttefekun aleyhi hadisler, Buhari ve Müslim’in birlikte sıhhat derecesine karar verdikleri hadislerdir. Hatta öyle ilmi analizler yapmışlar ki bu hadislerin cümlelerinde bazı harflerin noksan veya ziyade olmasını bile dile getirmişlerdir. Darel Kutni gibi alimler metodolojiyi hassasiyetle inceleyerek bu inceliklerini net bir teknik üslubu ile ispatlamışlardır. (El Kâfi ulumil hadis s.157)
Hz. Resulullah’tan (a.s.) “Her kim kasten bana yalan bir hadis isnat ederse yerini cehennemde hazırlasın” şeklinde rivayet edilen ve cennetle müjdelenen on sahabenin (Aşere-i Mübeşşere) üzerinde icma ittiği bu hadis-i şerif, ümmet içinde icmai tevatür derecesine ulaşan bir hadistir. Ebu’l Kasım Taberani ve Ebu’l Ferec Cevzi bu hadisin isnadını itina ile irdeleyerek nihai karara varmıştır. Bazı rivayetlere göre bu hadis iki yüzden fazla sahabe tarafından rivayet ediliyor. (El Kafi fi ulumil hadis (Arapça eserden tercüme) s.41 aynı kaynak s.251)
Bu fennin metodolojisi tarihsel bir gerçekle kabul ediliyor. Yani ravi hangi sahabenin, hangi selefi salihinin veya tabiînin çağdaşı ise rivayeti ancak isnat ehli ravilerince kabul görmüştür. Örneğin Muhammed bin Said Eş-Şami isimli bir ravi, ”benden sonra nebi olmaz” hadisine “Allah dilerse” kelimelerini ilave ederek rivayet ettiği için döneminin uleması tarafından “zındık” olarak ilan edilmiş ve Şam’da meydanda çarmıha gerilerek idam edilmiştir. İşte bu tarihi olay sadece Eş-Şami’nin hadise ilave ettiği iki kelimeden ötürü gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin Güneydoğusunda meşhur hadis uydurmacısı Mardinli Rabi Bin Mahmud, cerh ve tadil fenni uleması çevresinde iftiracı, deccal lakabı ila anılmıştır. Dolayısı ile ulema arasında hadis uydurmacıları net bir şekilde teşhir edilmişlerdir. Hatta ravinin gözlerinde, şuurunda, akli dengesinde problem varsa kesinlikle “sika” (güvenilir) raviler kategorisinden çıkarılmıştır. Bu bağlamda hadis uydurmacıları 5 kısma ayrılıyor:
- Terğib ve terhibci uydurmacılar. (Cennete teşvik, cehennemden korkutmak için hadis uyduranlar.) Örneğin, “Ebu İsmet Nuh bin Meryem’e: ‘Kur’an surelerin fazaili hakkında İkrime ve ibni Abbas’tan rivayetleri nasıl getirdin?’ diye sordular ve o da şöyle cevap verdi: ‘Toplum Kur’an-ı terk etmiş Ebu Hanife’nin fıkhı ila Muhammed bin İshak’ın savaş hikayeleri ile meşguldüler. Ben de bu hadisleri onlara karşılık uydurdum.” (El Kâfi fi ulumil hadis s.254)
- Mezheplerini üstün kılmak için hadis uyduranlar. Bu çerçevede, İbni Abidin’in Haşiyesi’nin mukaddimesinde birçok uydurma ve batıl hadisin yazılı olduğunu görebiliriz.
- Sultan ve hükümdarlara yaklaşıp dalkavukluk için hadis uyduranlar.
- İslam düşmanları zındık ve dinsizler tarafından hadis uyduranlar.
- Bazıları ise kendilerini, kavimlerini, elit ve mümtaz tabakan göstermek, toplum içinde saygı ve ihtiram görmek için sahabenin hesabı üzerine hadis uyduranlar. (El Kafi fi ulumil hadis s.257)
Neticede ümmetin cerh ve tadil uleması bütün bu yanlışları ayıklayarak hem hadis uydurmacılarını hem de uydurma hadisleri cilt cilt telif ederek teşhir etmişlerdir. Gerçekten hadis ilminde tek bir hadisin tahrici meçhul bırakılmamış, tümü tahlilden geçirilerek karinesi hadislerle ile kitaplara konulmuştur. Bazı hadis alimleri adeta hadis laboratuvarı kurmuşlardır. Örneğin Hafız-ul Iraki, Yahya İbn-i Muin, İmam Malik ve Ahmet İbn-i Hanbel vs. gibiler.
- Uydurma Hadis Kitapları
Hadis alimleri bazı eserler yazarak, insanlara uydurma hadis bildirmek için çok özel çaba göstermişlerdir. Bu eserlerden bazıları şunlardır:
1- Tezkiretül Mevduat (Hafız Muhammed bin Tahir el Makdisi)
2- Kitabul ebatil (Ebu Abdullah el Hüzeyin bin İbrahim el Cozkani)
3- El Mevzuat ( Ebu’l Ferec Abdurrahman bin’ül Cevzi)
4- El Muğni Anil Hıfzi vel Kitap (El Hafız Diyaeddin ebu Hafız Ömer bin Bedir
El Musili)
5- El Menar el Meniv fıssahihi veddaif (İbn-il Kayyim El Cevziye)
6- El Leali el Mesnue fil ehadisi mevdue (El Haful Siyuti)
7- Tenzihüşşeria el merfua anil ahbari şenia el mevzua (Hafız ebul Hasan Ali
bin Muhammed bin İrak el Kenani)
8- El mesnu’fi mağfiretil hadisil mevzu (Allame Aliyyül Kavi el Herevi el Mekki)
9- El fevaidül mecmua fil ehadisül mevzua (el İmamul Şevkani)
10- Silsiletül ehadisül mevzua veddaife (Nasreddini Elbani)
Ulema, yazdıkları cilt cilt eserlerin içini sahih olmayan hadislerle doldurarak, mevzu ve zayıf hadisleri “sahih ve hasen” kategorilerinden çıkarmışlardır. Ulema ayrıca, hadis uydurmacılarının hem ahlaki yapılarını, takva derecelerini hem de sosyal ilişkilerini cerh ilmine dahil ederek, memleketleriyle beraber ümmete teşhir etmişlerdir. Hatta ravinin ama (kör) veya unutkanlık gibi sağlıksal problemleri olduğuna dikkat çeken ulema, kitaplarında bu problemleri dile getirerek, söz konusu ravinin rivayetini sıhhat derecesinden çıkarmışlardır.
Örneğin, Hadic bin Muaviye hadis ravisi olduğu halde, İmam Nesai rivayetini zayıflardan kabul etmiştir. Darel Kutni de İmam Nesai ile aynı görüşü paylaşarak Hadic bin Muaviye’nin evhamlı olduğunu ifade etmişlerdir. (Tehzibu tehzip 4. cilt s. 273) Sağlam rivayetli bir hadisin metninin başka rivayette değişik bir cümle ile zikredilmesi bile ulemalar arasında eleştirilere tabi tutulurdu. (Tedriburravi c.1 s.206)
Yine ulema felsefe ve mantık ilmi ile meşgul olanının rivayetini bidat ehli olanının kategorisinde değerlendirerek rivayetlerini reddetmişlerdir. Çünkü felsefedeki alemin ezeliliği mevzusu ve nübüvvetin kesbi olduğu düşüncesi İslam’a aykırı olarak kabul ediliyor. Bu ravileri kabul etmeyen ulema arasında, İbni Salah, Şafiilerden Halaik, Malikilerden ibn-i Abdulberr ve bilhassa mağrib uleması ile Hafız Siraceddin el-Kazvini, Hanbelilerden İbni Teymiye ve Zehebi gibi alimler zikredilebilir. (Tedribürravi c.1 s.278)
Suyuti, Tedribürravi adlı kitabında usul’ul hadis ilminin şartları kısmının 39’uncu bölümünde sahabenin tanınmasını usul’ul hadis ilminin önemli şartlarından olduğunu belirtiyor. Hatta İbni Abdulberr de el-İstiab adlı önemli eserini sahabe tanıtımı ve biyografileri üzerine telif etmiştir. Bununla beraber hem siyasal İslam gerçeği hem de müttasil ve mürsel rivayetleri belirtmiş olur.
Bu konuda buna benzer çok sayıda eser yazılmıştır. Sahabenin tanınması, bu ilimde hem siyasal İslam’ın çalkantılı günlerini, sahabenin kaotik ortamdaki rolünü ve hadisin gerçek metnini bize taşır. Allah Resulü (a.s.) dünyadan hicret ettiğinde akabinde tamamı sahabe olmak üzere 114 bin ravi bırakmıştır. (Tedribürravi c.2 s.194)

