Vahiy-Peygamber ilişkisi çerçevesinde ‘ilhamî vahiy’

İslam Dini, Yüce Allah’tan (c.c) Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) aracılığıyla insanlığa gönderilen vahiyle temellendirilmiştir. Dolayısıyla müminlerin hakka giden yolda ihtiyaç duyduğu rehberlik, hayat nizamı, ilim ve düşünce de vahyi esas alır.

Bu noktada en temel mercii olan ilahi vahiy ise sadece Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerle sınırlı değil, Kur’an’la beraber belirli bir çerçevede, İslam peygamberine tanınan alanda da mevcuttur.

Elbette ki bütün peygamberlerde olduğu gibi Hz. Muhammed (s.a.v) de “beşer” sıfatı hususunda bir farklılık arz etmez. Ancak bütün peygamberleri herhangi bir beşerden ayırt eden şey, kendilerine Allah’tan (c.c) vahiy gelmesi ve hayatlarının sürekli ilahi pusula ile yürütülmesidir.

Bütün hareketleri, konuşmaları, muamelatı ve davranışları vahye endekslidir. En ufak bir zellet’ul kıdem (ayak kayması) durumunda bile derhal Allah (c.c) tarafından uyarılmışlardır.

Bu konuda çeşitli akidevi görüşler olmakla beraber, peygamberlerin ismeti (masumiyeti) konusunda icmaî görüş şöyledir: Peygamberler ilahi vazifelerine halel getirebilecek her türlü fiziki ve ruhi noksanlıktan mahfuzdurlar. Yani körlük, dilsizlik, sağırlık gibi fiziki problemleri olmaz. Zihinsel engel, unutkanlık, sinir, stres, depresyon, travma ve herhangi ruhi dengeyi etkileyecek hastalıklar olmaz. Şeytanın onlara karşı hiçbir şekilde güç kullanamayacağı, şekilden şekle giremeyeceği, hayallerine müdahale edemeyeceği, bilhassa vahyin indiği atmosfere asla yaklaşmayacağı, kalbine vesvese koyamayacağı, hulasa hiçbir şekilde onlara nüfuz edemeyeceği kessindir. 

Peygamberlere gelen vahiy dört çeşittir.

1. Melek aracılığı ila gelen vahiy.

2. Rüya ila alınan ilahi vahiy.

3. Allah’ın peygamberlerle konuşması (doğrudan görünmeksizin, nida-i şerif ile seslenmesi)

4. Allah’ın muhatabı olan elçisinin kalbine veya aklına bilgiler indirmesi yoluyla olur. Bu da literatürde “ilhamî vahiy” diye adlandırılır. İlham yollu vahyin bütün peygamberlere geldiği ise ayetlerle sabittir.

İslam dininde de Kur’an haricindeki ikincil vahiy Resulullah’a gelen ilhamî vahiydir. Çünkü birinci kaynak zaten apaçık, melek aracılığı ile indirilmiş olan vahiydir ve tartışma kabul etmez.

İkinci vahiy türü ise enbiyanın açıklamaları ve yaşam tarzları veya emir-nehiyleri ile zuhur etmiştir.

Örneğin geçmiş peygamberlerden Nuh (a.s)’ın gemi inşa emri ayetle gelmiştir. Yalnız geminin yapılış projesindeki ayrıntılara dair kaç tane ayet vardır?  Hz. Nuh (a.s) gemi inşa projesinde bir ustadan eğitim almadığına göre ve sıradan insani bilgiyle de dünyayı kurtarabilecek bir gemiyi kafasından yapamayacağına göre, bu hususta Allah’ın (c.c) doğrudan İlhami vahiyle yönlendirme yaptığı yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aksi takdirde milyonlarca kilometrekarelik geniş bir su yüzeyinde yüzen ve müminleri kurtuluşa götüren bir gemide, ihtiyaç duyulan binlerce matematiksel ayrıntı ve idare için tecrübe gerektiren sayılabilecek yüzlerce husus nasıl açıklanabilir.

Bu örnekte görüldüğü üzere sadece Hz. Muhammed’e (a.s) değil geçmiş peygamberlere de ilham yolu ile Allah (c.c) tarafından bazı bilgilendirmeler olmuştur.

Mesela Allah (c.c) yine başka bir ayette şöyle buyuruyor;

“Andolsun ki, sana da senden evvelki peygamberlere de (şu) vahiy olunmuştur. Eğer (bil farz Allah’a) ortak tanırsan celalim Hakkı için bütün amel ve hareketler(in) boşa gider ve muhakkak hüsrana düşenlerden olursun”.  (Zümer, 65)

Eğer iyi tefekkür edilirse şirk hususunda peygamberleri muhatap alan bir ayet bulunamaz ne Kur’an’da ne de herhangi bir semavi kitapta. Bu da demek oluyor ki; söz konusu uyarı peygamberlere “ilhamî vahiy” yoluyla gelmiştir.

“Yakup, oğullarına dedi ki ben acımı ve ıstırabımı yalnız Allah’a şikâyet ediyorum ve ben Allah katında sizin bilmediğinizi biliyorum.” (Yusuf, 86)

Ayetteki cümlelerden, Hz. Yakup’un (a.s) Allah’tan bazı bilgileri ilham yoluyla aldığı ve bu bilgilerin melek aracılığı ile gelen bir vahiy olmadığı anlaşılıyor.

Buna benzer önceki peygamberlerin hepsinde bu özellikten bahsedilebilir. Bu şekilde verilebilecek birçok ilmi delil ve örnekler vardır.

Bu bağlamda Hz. Resulullah’ın (a.s.) da ilham yoluyla bilgilendirildiğine ilişkin Kur’an-ı Kerim’den çok sayıda delil getirilebilir.

Allah Resulü’ne ilham yoluyla vahiy geldiğini Kur’an-ı Azimüşşan’dan şu ayeti örnek olarak verebiliriz; (O peygamberleri) açık mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Sana da Zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıkça anlatasın ve onlar da iyice düşünsünler diye. (Nahl, 44)

Mealdeki (açıkça anlatasın) sözleri Allah Resulü’nün Kur’an ahkamını açıkça anlatabilmesi, beyanatı ve izahatı için ziyade veya noksan hatalardan korunmasını yani masum olmasını gerektiriyor. Aksi durumda hayat nizamı olan bu dinin yaşamsallaştırılması konusunda çok sayıda halel oluşmasına yol açar. İşte bu nevi halellerin oluşmasını engelleyen durum hiç şüphesiz ilham yoluyla gelen vahiydir.

Söz konusu Ayet-i Kerime’nin ilham yoluyla gelen vahyin delili olduğunu başta büyük müfessir Fahreddin er-Razi ve Zahiri Mezhebi Müçtehidi İbn Hazm olmak üzere ümmetin şaheser uleması tarafından teyit edilmiştir.

Bu çerçevede ilham yoluyla gelen vahiy konusunda Allah’u Teala’nın Bedir Savaşı’na ilişkin Resulullah’a (a.s) hitaben indirdiği Ayet-i Kerime’yi verelim, “O vakit Sen müminlere “Rabbinizin indirmiş olduğu üç bin melek ile size yardım etmesi size kifayet etmez mi? Diyordun” (Al-i İmran, 124)

Peki Allah Resulü müminlere bunu ifade ettiğinde hangi ayette üç bin meleğin nazil olacağı belirtilmişti? Bu haberin apaçık bir ilham yoluyla gelen vahiy olduğu ortadadır.

Bir başka bir ayette ise şöyle buyuruluyor: “Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: “Bunu sana kim haber verdi?” O da: “Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi” demişti.” (Tahrim, 3)

Yine bu ayetten de anlaşılan Allah’u Teala’nın Hz. Peygamber’i bu söz konusu durumu doğrudan vahiyle değil de ilhamî bir metotla bilgilendirmiştir. İlham yoluyla gelen vahye karşı çıkanların, Hz. Peygamber’in bu bilgilendirilme şekline dair yorumlarını doğrusu merak ediyoruz.

“Hurma ağaçlarından her neyi kesmişseniz veya kökleri üzerinde dimdik bırakmışsanız, (bu) Allah’ın izniyledir ve fasık olanları alçaltması içindir.” (Haşr, 5)

Ayetin nüzul sebebi, Yahudi olan Beni Nadir kabilesi gazvesinde Hz. Peygamber’in hurma ağaçlarının kesilmesini emretmesiydi. Allah Resulü’ne tenkitvari bir eda ile, “Hani sen peygamberdin. Bu hurma ağaçlarımızı niye kestirdin?” sorusunun yöneltilmesi üzerine Hz. Peygamber, bu ayeti delil göstererek ağaçların kesilmesinin Allah’ın emri ile olduğunu söyledi.

Daha önce sorduğumuz bir soruyu bir kez daha soruyoruz; Hz. Resulullah’ın Beni Nadir Gazvesinde ağaçları kesmesi Kur’an’ın neresinde geçiyordu? Hiç şüphesiz, el-cevap Allah’tan o savaşta ağaçların kesilmesi emrinin ilhamî bir vahiy ile Hz. Resulullah’a bildirildiği gerçeğidir.

İlham yoluyla gelen vahye ilişkin açıklamalarımız son bir Ayet-i Celile ile örneklendirelim: “Ve namaza çağırdığınız zaman onu bir eğlence ve bir oyuncak ittihaz ederler bu da şüphe yok ki onların akilane düşünmez bir kavim olmalarındandır.” (Maide, 58)

Mezkûr ayette gecen ayette (namaza çağrı) cümlesi hiş şüphesiz Ezan’ı işaret ediyor. Peki Ezan Kur’an’ın hangi ayetinde sabittir? Ayrıca ezanın teşrii olması Hz. Peygamber’e gelen ilhamî vahiy dışında başka bir olasılığı var mıdır?

Modernist hadis inkarcıları, bütün bu bedihi ve apaçık ilahi fermanlara rağmen batıl teorilerini tahkim etmek için ayetleri teker teker tevil tahrif ve çarpıtma çabalarını sürüyorlar. Maalesef, bu yıkıcı ve kirli fikirleri ilahiyat kazanından gençliğin sofrasına servis ediyorlar. Türkiye gençliği, bu zehirli sofranın zihinlerini ne derece etkilediğinin farkında değil. Malum akım, gençliği süslü püslü edebiyatları, hümanist ve sözde bilimsel söylemleriyle zehirlemiş adeta büyülemiştir. Ancak İslam tarihini iyi analiz edip sahabe hayatı, Selef-i Salihin’in Sünnet hassasiyeti ve mezhep imamlarının hadis konusundaki disipliner yaklaşımı ile Hadis ekolüne entegrasyonları ile maruz kaldıkları bu modern krizden kurtulacaklarını umuyoruz inşallah.

Türk ilahiyat modeli, başta hadis inkârı olmak üzere, şefaat, cin, büyü ve sihrin inkârı, mezhep imamları ve müçtehit karşıtlığı, meal ile rahat ahkam kesme ile mucizelerin tevili ve benzeri tartışmalı konular üzerine tesis edilmiştir. Tartışmalı konuların gündeme oturmasını sağlayan bu model, İslam’ın hayatı tanzim eden yönünün göz ardı edilmesini böylece kaim olan sistemin idamesini sağlamıştır.

Hadis, Sünnet kaynağının hedef tahtasına oturulması Hz. Resulullah’ın kadrine saygısızlığı beraberinde getiriyor ve O’nun Müslümanların dolayısıyla da insanlığın ebedi rehberlik modeline halel getirmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir