Sünnet anlayışı problemli modernistlerin cehaletleri

İslam dini, kaynak açısından Kur’an-ı Azimüşşan ve Sünneti Seniyye olmak üzere, iki esas üzerinde inşa edilmiştir. Akıl ise tefekkür ve düşünme aracıdır. Akılla din öğrenilir, ancak aklın ahkamda ve furuatta etkin bir rolünün söz konusu olma durumu muhaldir. Zira aklın etkin ve yetkin bir araç olması durumunda, sadece hadislerin değil, ilahi mucizelerin bile yok sayılması durumu ortaya çıkardı.

Çünkü mucizeler, metafizik olaylar, aklın kavrama ve kapsama alanının dışındadır. Dolayısıyla akıl sadece müşahede alemindeki varlıkları algılayıp kabul edebilir. Nitekim akıl bazen de yenilgiye uğrayabilir. Aklın rehberliğindeki din nakli (Kitap ve Sünneti) ikinci sıraya iter. Hadislerin kabul edilmemesi durumunda, Mehdi, deccal, kıyamet alametleri, dabbet’ul arz (korku saçıcı esrarengiz hayvan), tarih, nüzul-u İsa ve mezheplerin top yekûn reddedilmesi gibi bir felaket ortaya çıkar.

Son dönemde hadisleri reddeden akımlardan tebarüz eden Kur’an Araştırmaları Merkezi adlı kurum tarafından sözde “Uydurulan Din ve Kur’an’daki Din” başlığıyla yayınlanan eserde, İslam’ı tahrip etmeye yönelik bir dizi kaleme alınmıştır, son derece dikkat çekici bu başlıklardan bazıları şöyle:

  • Bizim mezheplerin Hristiyan mezheplerinden farkı ne?[1]
  • Arap adetlerinin sünnet başlığıyla kabul ettirilmesi.[2]
  • Veda hutbesi bile çelişkili.[3]
  • Sanat, müzik, heykel, resim, satranç düşmanlığı.[4]
  • Kıyamet alametleri, uydurmaları, İsa’lar, Mehdiler.[5]
  • Kur’an’da saçları örtmek geçmiyor. [6]
  • Mezheplerin sahte yumuşak yüzü.[7]
  • Kur’an ile mezheplerin orta yolu olmaz.[8]
  • Bütün hadisler şüphelidir.[9]
  • Huriler cinsel partner mi?[10]

Ve benzeri yaklaşık 200 mesele ile Müslüman zihnini teşviş çabası söz konusu.

Öyle ki bu mezkûr kitapta hac vecibesinin belli aylarda olduğuna ilişkin Kur’anî nass reddediliyor. Tabi ki doğrudan ayeti çarpıtma anlamına gelen bu yorum apaçık bir dalalettir. 

Meselenin temel noktasına gelecek olursak Allah tarafından Peygamber-i Zişan’a gönderilen vahiy iki kısımdır, Kur’an ve sünnet. Kur’an, Allah’ın ezeli kelamı olup ziyade ve noksan sıfatlardan ve ithamlardan münezzehtir. Sünnet ise, İslam dininin ikinci kaynağı yani teşri mercii ve Kur’an-ı Kerim’in izahı mesabesinde olup, Hz. Resulullah’ın Kur’an’ı pratize etmesidir.

Bu bağlamda, Hz. Peygamberin sözü, yaşamı ve açıklamaları sünnettir. Dolayısıyla Kitap sünnete muhtaçtır. Çünkü Sünnet, Kitab’ın pratize edilmesidir. O halde Kitab’ın izahını yapan şahsiyetin (s.a.v.) açıklamalarının vahiyden uzak olma ihtimali olabilir mi (Haşa)? Asla mümkün olmadığı gibi mantıklı da olamaz. Çünkü bir peygamber bütün açıklamaları eğer aynı vahiy olmazsa Peygamber’den teşri hatalarının sudur ihtimali doğar, buna inanmanın hükmü ise küfürdür. Zira Allah azze ve cell şöyle buyuruyor:

O keyfine göre konuşmaz, o ancak kendisine vahyolunanı söyler (söylediği her şey vahye dayanır).[11]

Dikkat edilirse hadis inkârcısı akımların açıklamalarında büyük kin ve nefret saçtıkları anlaşılıyor. Derin bir hınçla, eleştirilerini dile getiriyorlar. Bunun da başta tağuti sistemler karşısında yenilmişlik duygusu, Batı’nın bâtıl medeniyetine karşı aşağılık kompleksi başta olmak üzere heva ve hevesleri ile ırkçılık/milliyetçilikle kirlenen zihniyetlerinin bir sonucu olduğunu görebiliriz.

Kur’an ve sünnete dayalı bir mücadele ve mücahede azminden vazgeçen bu akım, Tevhid’i bir dünya inşa etmenin çabasını bırakarak yenilmişliklerinin suçunu Sünnet’te ve hadis geleneğinde aramaya başlamışlardır.

Hadis inkarcılarının bilhassa Ebu Hureyre (r.a.) söz konusu olduğunda nefret ve insafsız tenkitleri daha da yükseliyor. İmam Züheyri ve İmam Buhari’ye yönelik kinleri tavan ediyor. Bu akımın zihniyetine bulaşan inkâr mikrobunun, ezeli İslam düşmanlarının ürettikleri sinsi planlarının bir parçası olduğu kesindir.

Bizim derdimiz kesinlikle hadis diye piyasada dolaşan ve Müslüman bireyin akidesine ve ubudiyet yaşamına halel getiren, bidat ve hurafeleri tazmin eden sözleri müdafaa etmek değildir. Ancak bu sözleri eleştirinin artan dozu ve sahabeye kadar uzanan dile dur demenin gerekliliğini savunuyoruz. Aksi takdirde hadis eleştirisinin Sahabeyi kirama kadar ulaşmasının bir sonraki mertebesinin Hz. Resulullah’a dil uzatılması anlamına geleceğine inanıyoruz.

Hadis inkarının revaçta olduğu ve inkâr furyasının ülkemizin üstüne bir kara bulut gibi çöktüğü şu günlerde, hadisin inkarına ilişkin İslam’ın önemli ulemalarının bazı görüşlerini nakletmekte fayda görüyoruz; Cumhur ulemanın nezdinde sahih hadisi inkâr ve reddetmenin hükmü küfürdür. Bu ulemanın bazıları şunlardır:

  • İmam Süyuti[12]
  • İmam İshak bin Raheviye
  • Allame ibnil Vezir[13]
  • İmam Şevkani[14]
  • İbni Semani[15]

Kur’an’daki “Hikmet”ten kasıt Sünnet’tir

Selef uleması, Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde geçen ‘Hikmet’ sözcüğüyle kastedilenin Peygamber efendimizin sözleri, fiilleri ve onaylamaları olan Sünnet-i Seniyyesi olduğunu belirtiyor.

Allah’ın âyetlerini alay konusu edinmeyin. Ve Allah’ın üzerinizdeki ni’metini, kitaptan size indirdiğini ve hikmeti hatırlayın ki onunla, size öğüt veriyor. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun, Allah’ın her şeyi çok iyi bildiğini bilin! (Bakara 231)

Bu ayetteki hikmet bütün müfessirler tarafından sünnet olarak yorumlanmıştır. Usulu’l hadis literatüründe sünnet kavramı yol ve söz ve açıklama demektir. Buna istinaden kitap ve hikmetten kasıt kitap Kur’an, hikmet ise sünnet demektir.

Ebu Davud’un rivayet ettiği bir başka Hadis-i Şerif’te ise şöyle buyruluyor: Bana kitap ve benzeri verildi.[16]

İbni Battal da Sahihi Buhari’nin şerhinde şöyle diyor, ulema bu hadisteki “ve benzeri” cümlesinin sünnet olduğuna kanaat etmişlerdir.[17]

Ve şöyle vurguluyor: Cibril sünneti de peygambere Kur’an’ı getirdiği gibi o zaman şöyle bir gerçek ortaya çıkıyor, Resulullah’ın sünneti de vahiy kategorisindedir ve hikmet adıyla nazil olmuştur.

İmam Şafii de şöyle diyor, Yüce Allah bakara 231 ayette kitap ve hikmet zikretmiştir, kitap Kur’an’dır, hikmet ise sünnettir. Yani sünnet İslam’ın ikinci kaynağıdır.[18]

İmam Abdülaziz Bin Baz şöyle diyor: hikmet müşterek bir kelimedir. Nübüvvet, ilim, fıkıh, akıl takva vb. birçok manayı ifade ediyor.

De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Al-i İmran 31)

İbni Kesir, tefsirinde Al-i İmran’da geçen ‘Bana uyun’ cümlesini söz ve fiilde bana uyunuz diye yorumlamıştır.

“Ant olsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resul’ünde güzel bir örnek vardır.”  (Ahzab 21)

Bu ayetten anlaşılan ise sadece Kur’an’ı tebliği değil, bunun yanı sıra peygamberin sözleri ve hayatı da Müslüman için hayat metodu olduğudur.

İmam Şevkani’nin de dediği gibi bu kelimenin manası, cehalete mâni demektir. Dolayısıyla Kur’an ve Sünnet en mükemmel manada insanı cehaletten kurtaran değerler olduğu için Sünnet’in “Hikmet” ile adlandırılması daha evladır. 

Bedreddin Ez-Zerkeşi ise Peygambere itaatin farz olduğu babında İmam Şafii’den şöyle rivayet ediyor: Allah’ın kitabında farz kılınan vecibeleri (hac, namaz ve zekât), Allah Resul’ünün açıklamaları olmasaydı nasıl yaşayacaktık? O zaman Allah Resulü’ne itaat hakikatte Allah’a itaat demektir.[19]

İmam İbni Kayyım el Cezviye de şöyle diyor: Allah bütün İslam ahkamını ve kendi kelamını Resulü’nün dili üzerinde beyan ettirerek tekamüle ulaştırmıştır.[20]

Böylece ümmetin fuhul uleması İslam dininin esasının Kur’an ve Sünnet olduğunu dile getirmiştir.

Maalesef bu dini mübinin temeli birileri tarafından tahribata tabii tutulmak isteniyor. Buna karşın usul araştırmalarında bu gerçekler tamamen sabittir ve Allah’ın izniyle mevzubahis tahripçilerin iddiaları çürütülmüştür.

Hadis inkarcılarının Hz. Muhammed’e haşa sıradan bir postacı görevi biçme çabaları Allah’ın izniyle bertaraf olacaktır. Allah peygamberinin rolünün olmadığı bir dinin insanlığın dertlerine çözüm üretemeyeceğine inanıyoruz.


[1] Uydurulan Din ve Kur’an’daki Din S.157

[2] A.g.e. S.190

[3] A.g.e. S.193

[4] A.g.e. S.203

[5] A.g.e. S.216

[6] A.g.e. S.255

[7] A.g.e. S.397

[8] A.g.e. S.349

[9] A.g.e. S.354

[10] A.g.e. S.387

[11] Necm Suresi, 3-4, Cemal Külünkoğlu tercüme meali

[12] Miftah’ul cenneti Fil İhticaci Bis’sünne (Arapça aslı)

[13] El Avasım vel Kavasım c.2 s.274

[14] İrşad’ul Fuh’ul

[15] El Kavatii Vel Ecri Fi’ş Şeriati

[16] Süneni Ebu Davud, 4604

[17] İbni Battal’ın Sahihi Buhari Şerhi (19/473)

[18] Risale 1/78

[19] El Bahr’ul Muhit 6.7.8

[20]  A’alam’ul Muvakki’in C.1 S.250

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir