Anadolu topraklarında hadis düşmanları ve modernist ilahiyatçılar
Bizi Müslümanlar olarak Hz. Muhammed Mustafa (a.s)’ın ümmetinden kılan yüce Allah’a hamd-u senalar, ümmetine Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Seniye’yi miras bırakan önderimiz Hz. Resulullah’a salat-u selamlar olsun.
Bilindiği üzere fitne güçleri asırlar boyunca ümmeti çeşitli şeytani taktiklerle kuşatmış, şer mihrakları kolları sıvayarak adeta İslam’ı yıkmak için seferber olmuşlardır. Batı kilisesinin ve emperyalizminin keşif kolu olan oryantalizm hareketi, Hristiyan dünyasının Ortadoğu’yu ve İslam beldelerini daha iyi sömürebilmesi için bir anlamda bilimsel ispiyonculuğa soyunarak, sömürgenin ön ayakları rolünü üstlenmiştir. Bu çerçevede İslam kültürüne müdahale etmede o kadar ileri gitmiştir ki ciltlerce tefsir, hadis, tarih vb. kitap kaleme alarak toplumsal birlikteliği bozmayı ve İslamî olanı tahrif ederek kendilerine verilen görevi hakkıyla eda etmiştir. Tasavvuf ise Oryantalizmin cirit attığı en esnek alan olmuştur.
Bunların dışında Müslüman toplumlarda yüzyıllardan beri yaşayan bazı kripto Yahudi grupları da cami saflarında namaz kılarak, Müslüman görünme yoluyla İslam’ın tahrif edilmesi için çabalarını sürdüre gelmiştir. İslam toplumlarına sokulan Yahudi ocakları hala tamamen deşifre olmuş değildir. Bu bağlamda, örneğin Yahudi müsteşrik Ignaz Goldziher ömrünü hadislerle uğraşmakla geçirmiştir. Bu çerçevede ciltlerce eser yazarak, tahrif ve tağyir çabalarını başarıyla yerine getirmiştir. Yine Toledolu Yahudi İbrahim bin Ezra da orta çağda İslam’la alakalı çeşitli çalışmalar yapmış, derslerinde İslam’ın öğretilerine yer vermiş, hadis ve rivayet kültürüne ciddi manada zarar veren katkılarda bulunmuştur.
Oryantalizm hareketinin hız kazandığı 17. Yüzyılda, İngiltere’de Arap ve İslam araştırmaları kürsüleri kurulmuş, sosyolojik çalışmaların yanı sıra İslam kültürü üzerinde de ciddi anlamda çalışmalar yapılmaya başlamıştı. Öyle ki, İngiltere’den Arap ve İslam coğrafyasına sefere çıkan tüccar ve seyyahlar bile buralarda gördükleri kıymetli İslam eserlerini çeşitli yollarla batıya taşımışlardır.
Bu minvalde sarf edilen gayretler neticesinde İslam dünyası, çeşitli plan ve projelerle sömürülmeye hazır hale getirilmiş, fiili savaş ve işgallerin yanı sıra Müslüman toplumların zihinleri de sömürülmeye başlamış, İslam düşüncesi korkunç tahribatlara maruz kalmıştır.
Ünlü müsteşrik David Samuel Margoliouth bu durumu şu sözlerle dile getirmişti: “hiçbir din veya sistem, İslam’ı yerleştiği yerlerden söküp atamamakta ve onun yerini alamamaktadır. Durum böyle olunca İslam, batı bilimi tarafından şekillendirilmeli ve terbiye edilmelidir.”
(Kaynak: İngiliz Oryantalizmi Ve Tasavvuf Syf:180 / Süleyman Derin)
Margoliouth’un da sözlerinden anlaşılacağı üzere, İslam üzerinde çok sinsi projeler yapılmakta. Bu projelerden biri de İslam’daki nübüvvet makamı çevresinde şekillenmekte ve Hz. Resulullah (a.s)’ın peygamberliğini ortadan kaldırmak veya teşkik etmektir. Yani “Muhammedsiz” bir İslamiyet icat edip, vahyi peygamberlikten izole ederek, tecrit etmektir. İşte çağdaş demokratik ve ılımlı İslam projeleri bu davanın ön adımıdır. Bir başka plan da dinler arası diyalog felsefesidir. Bu plan İslam dünyasında henüz başarılı olmuş değildir. Bu felsefenin içeriği ve gizli hedefi İslam’ı muharef dinlerle birleştirerek, demokrasi potasında eritmektir. Yani Müslüman devletlerin Kur’an ve sünnet ile değil de saydam bir demokrasi yönetilmesini sağlamaktır. Dinler arası diyalog felsefesinin Türkiye ayağını Papa’nın Truva atı Fethullah Gülen temsil etmekteydi. Bu çerçevede önemli bir rol oynayan bir başka mihrak ise Türkiye’deki ilahiyat fakülteleridir. İlahiyat fakültelerine biçilen rol ise hadis eleştirisi merkezli bir sünnet düşmanlığı algısı oluşturmaktır.
Son dönemde bu mihrakların odağında hayretler içinde bırakacak ciddi bir hadis eleştirisi yer edinmeye başladı. Yazarlar, ilahiyatçılar ve akademisyenler hadis müessesine çaprazvari bir saldırı başlatmıştır. Bu amansız mücadele tesadüfi değildir. Yani şu anda hadis mektebi ülkemizde ateş altındadır. Bilhassa İmam Muhammed bin İsmail El-Buhari bu çevreler arasında, “Buhari ortadan kaldırılırsa İslam çöker mi?” söylemi ile hedef haline getirilmiştir.
Bunun yanı sıra sahabeyi kiramdan Ebu Hureyre’ye yönelik eleştirile de zaman zaman gündeme geliyor. Yine hakeza Nebevi miras olan hadis mektebinde yetişen Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i de raflardan indirilerek gündem konusu haline getirilmiştir. Buna istinaden cemaat ve sözde İslamî fraksiyonlar arası çekişmeler, Selefilik nefreti, kapitalist rejime entegre olmuş sözde kanaat önderleri ve tekfirci furyası gibi kaotik bir ortam oluşturulmuştur. Acaba ümmetin bu türbülasyonu tesadüf müdür?
Bu bağlamda akla şöyle bir soru geliyor, “acaba Selef-i Salihin kuşağından, tabiin ve mezhep kurucuları, şaheser ulemadan Said bin Cübeyr, Said bin Müseyb, Süfyani Sevri, Süfyan bin Uyeyne, Ahmed bin Hanbel vs. gibi ilim otoriteleri, Anadolu ilahiyatçıları kadar olmuyorlar mıydı ki hadis yolunun metodolojisini bunlar gibi tesis etseydiler?” Modernist düşüncenin hedefi, dini bu memlekette ideolojileştirmek ve teolojik kültür bırakmaktan başka bir şey değildir. Çünkü bu jenerasyonun hadis inkarcılığı ve nakil/nass nefreti sıradan sebeplerle açıklanamaz. Bu sebeplerin iyi araştırılarak tahlil edilmesi gereklilik arz eder.
Bu akımın varacağı son nokta hadisle yetinmek olmayacak, bilakis kirli akıllarıyla zehirli oklarını Kur’an-ı Kerim’e de uzatmaya kalkışmak olacaktır. Nitekim tarihselciler grubu neredeyse hadis tartışma evresini, Kur’an’ın ayetlerinin bazılarının “olağan üstü sertlik ve şiddet içerdiği” şeklindeki söylemlerle geçmiş bulunmaktadır. Ancak bu söylemleriyle küfre düştüklerinin hala farkında değiller. Modernist akımın mahfillerinde muteber kaynak Kur’an ve Sünnet değil, akıldır. Bu gruplar bütün uğraşlarını hadis çevresinde yoğunlaştırıp adeta seferberlik ilan etmişlerdir.
Ancak bizi mutlu eden şu ki, çalışmaları ilmi birikim ve talim değil, internetten toplama, ceviz kabuğunu dolduramayacak safsatalardan ibaret başka bir şey değildir.
Rabbimiz, ümmete Kur’an ve Sünnet şuuru ile şuurlanmayı nasip eylesin.
Rabbimiz, bizi aramızdaki beyinsizlerin yüzünden helak eyleme. (Âmin)

